SİGARA RİSALESİ
İSLAM FIKHI AÇISINDAN SİGARA
SİGARA:
Patlıcangillerden bir bitki olan tütünün yapraklarından elde edilen bir
keyif verici olduğu herkesin malumudur. Tütünün ilk kez Amerika
yerlilerince bilindiği ve kullanıldığı ve Amerika’nın Avrupalılarca
öğrenilmesinden sonra Avrupa ya da götürüldüğü ilk götürenin ise
Christopher Columbus (1506) olduğu kaydedilir. (Mahmut
Nazım en-Nesîmî, et-Tibbu'n-Nebev'î ve'l-ilmu'l-hadis I/33; Muhammed
Şefik Girbal ve arkadaşları,
el-Mevsû'atü'l-Arabiyyetü'l-Muyessera,"Tebg" (Tütün) md. Tütünü
Avrupa'ya ilk kez Jean Nicot isimli birisinin götürdüğü de
söylenmiştir. en-Nesîmî, adı geçen eser.) Bazı fıkıh kitaplarında da ilk kez 1015 Hicri yılında ortaya çıktığı söylenir. (Tütünün tarihiyle ilgili geniş bilgi için bk. Abdulhay el-Lüknevî,Tervîcu'l-cinan bi-tesrîh-i hükm-i surbi'd-duhân 2 vd.) Bu
da M.1506'lara rastlar ve İslam âleminin tütünü Avrupa'dan takriben
yüzyıl sonra tanıdığını gösterir. Gerçi Avrupa’da da iyiden iyiye
tanınma tarihi 1586'dir. (M. Şefik Girbal -adı geçen eser- ) Bu durumda aradaki fark yirmi yıldan aza düşmüş olur. Tütünün süs bitkisi ve tıbbi gayeler için de kullanılmış olması, (-adı geçen eser-) konumuz açısından önem arzedecektir.
Tartışmasız
büyük müctehidlerin tanımadığı tütün diyebiliriz ki biraz da bu yüzden
İslam âleminde de hızla yayılmış ve H.11. asrın başından itibaren
kullanılır olmuştur. Buna paralel olarak dini hükmü konusunda da pek
çok görüş beyan edilmiş, risaleler ve kitaplar kaleme alınmıştır. Hatta
denebilir ki, sonradan ortaya çıkan bu tür konularda hakkında tütün
kadar söz söylenen, yazılı beyan ortaya çıkan bir başka konu yoktur.
Sadece "Kesfu'z-Zunûn"un zeyline kitap adlarına göre bir göz gezdiren
buna şahit olur. Bu yazılanlara bütün mezhepler ortaktır ve sigara
hakkında her mezhepten, zikredeceğimiz her üç görüşe sahip âlimler
bulunduğu için, meselenin mezheplere göre hükmü diye ayırım yapmak da
hem mümkün hem de isabetli görülmemektedir. Diğer yönden bizce
tartışılabilir bir görüşe göre de zaten sigaranın ortaya çıktığı tarihten beri müctehit bulunmadığı için söylenenlerin hüküm açısından bir değeri yoktur.
Biz şimdilik bu görüşü tartışma dışı bırakacağız ve hesaba
katmayacağız. Değişik görüşleri üç kategoriye ayırarak delilleriyle ve
bu delillerin tartışmasıyla birlikte serdedecek ve bir sonuca varmaya
çalışacağız.
2. MUBAH DİYENLERİN DELİLLERİ VE BUNLARA GELEBİLECEK İTİRAZLAR
Sigarayı mübah gören İslam âlimleri mevcut olmuştur. Onlara göre :
1. "Eşyada aslolan ibahadır". Zira Allah (c.c) yeryüzündeki herşeyi insanlar için yarattığını haber vermiştir. (Bakara (2) 29.)
Binaenaleyh ibadetler dışında herhangi bir şey sâri' tarafından
menedilmemişse insanların onu haram sayması mümkün değildir. Kur'an
açıkça şöyle söylemektedir. "De ki, bana vahyolunanlar
arasında kan, domuz eti -ki o pisliktir- ya da bir günah olarak
Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram
olduğuna dair bir şey bulamıyorum..." (En'âm (6) 145.) Binaenaleyh, sigaranın haram olduğunu söylemenin bir dayanağı yoktur.
2. Kur'an-ı Kerim'de Allah : "De ki, Allah'ın kulları için çıkardığı zineti ve rızıkları kim haram kılabilir?... " (A'râf (7) 31.) buyurmuştur
ki, bunu bir önceki ayetle birlikte düşündüğümüzde sigaraya haram
denemeyeceği anlaşılır, bunu destekler mahiyette Hz. Peygamber de şöyle
buyurmuştur: "Allah birtakım farzları mecbur tutmuştur, onları zayi
etmeyin. Bir takım sınırlar koymuştur, onları aşmayın. Bazı şeylerden
de, unuttuğu için değil ama sırf size merhametinden ötürü söz
etmemiştir, onları da araştırmayın..." (Taberânî, Kebîr XXN/222 (No: 589); (İbn Kayyim, A'lam I/71-72; el-Hindî Kenz I/194)) Buna göre şeriat koyucunun sigaradan söz etmemesi onun haram olmadığını gösterir.
3. Sarhoş edici ve zararlı şeyler haram olsa dahi sigaranın sarhoş ediciliği ve zararı sabit değildir.
4.
Bazı insanlar için zararı sabit olsa dahi bu sadece onları
ilgilendirir. Yani mahzuru onlar içindir. Bu, sigaranın herkes için
haram olmasını gerektirmez.
Ancak
meseleye bu açıdan bakanlar dahi "Eşyada aslolan ibahadır zararlılarda
aslolan ise hürmettir" kaidesini kabul ederler ve zararı kesinkes sabit
ve mutarrif olan birşeyin haram olacağını söylerler. Meseleye yumuşak
bakan İbn Abidin de bu esası vurgular. (Bk. İbn Abidin, Fetâvâ N/303, 304).
Sigaraya yumuşak bakıp onun mubah, ya da ona yakın bir yerde olduğunu
söyleyenler arasında şu âlimleri sayabiliriz: Abdulganî en-Nablusî (es-Sulhu beyne'l-İhvân fî-ibâhat-i surbi'd Duhân adlı bir kitapçığını bu konuya tahsis etmiştir.), İbn Abidîn, Muhammed el-Abbasî el-Mehdî, Ahmed b. Muhammed el-Hamevî; Malikilerden Ali el-Echûrî (Bu konuda Gâyetü'l-beyân li-hill-i surb-i mâ-la yugayyibü'l-akle mine'd-duhân adlı bir kitapçığı vardır)
Dussukî, es-Sâvî, el-Emîr gibi Malikiler de bu görüştedirler;
Şafiilerden el-Hafnî, el-Halebî, er-Rasidî, es-Sebramellisi,
el-Bâbilli, AbdülKadir b. Muhammed b.Yahya el-Hüseynî et-Taberî (Raf'ul-istibâk an-tenâvuli't-tenbâk adlı risalesi bu konudadır); Hanbelilerden de el-Keremî (Konu ile ilgili el-Burhân fi se'n-i surbi'd-duhân adlı bir risalesi vardır). Keza, Sevânî de sigaranın mubah olduğunu söyleyenler arasında yer alır (bk. el-Mevsû'atü'l fıkhiyye, Kuveyt. X/104,105.)
5.
Sigaraya haramdır demek şer'i bir hüküm koymaktır. Bu ise ya bedihi
delillerle ya da nazar ve istidlal ile mümkün olabilir. Birincisi söz
konusu değildir. Çünkü böyle bir delil yoktur. İkincisi de yoktur.
Çünkü nazar ve istidlal ya müctehidden ya da müctehit olmayandan sadır
olur. Bunların da birincisi söz konusu değildir. Çünkü müctehidlerden
böyle bir şey sadır olmamıştır. İkincinin ise değeri yoktur. Zira
şeriat adına söz hakkına sahip olanlar müctehitlerdir. (Ebu Saîd Muhammed el-Hâdimî, Resâil 234.)
Ebu
Said el-Hadımî'nin bu tesbiti, Birinci Hicri Yıldan sonra müctehit
çıkmadığı esasına bina edilmiştir ki, tartışılabilirliğine daha önce
işaret etmiştir.
Bu delillere itiraz sadedinde şöyle söylenebilir :
"Eşyada
aslolan ibaha" olmakla beraber bu hakkında nas bulunmayan herşeyin
mübah olduğunu göstermez. Nitekim rakının, uyuşturucuların, pek çok
habis hayvanın tenavülleri hususunda nas bulunmadığı halde kıyas
yoluyla haramlıklarında da şüphe yoktur. Allah'ın yarattıkları
içerisinde kulların haram kılamayacakları, ayetinde işaretinden
anlaşılacağı üzere, "zinet" ve "güzel rızıklardır". Sigarayı güzel
rızık ve zinet olarak görmek mümkün müdür? Allah'ın sükût ettiği ve
hükmünü araştırmamızın güzel olmayacağı şeyler zararlı olmayan ve
kıyaslanacak bir aslı bulunmayan şeylerdir. "Allah temiz rızıkları
helal kılar, habis olanları ise haram kılar" derken sigara için de
elbette ilk akla gelen şey onun bu iki kategoriden hangisine dâhil
olacağıdır. Eğer habis kategorisinde olduğu selim akıllarca kabul
edilirse artık onun araştırmamamız istenenlerden olmayacağı ortaya
çıkmış olur: Ayrıca bu gün sigaranın herkes için zararlı olduğu kesin
olarak ortaya konmuştur. Binaenaleyh, sigarayı mutlak mubah görmenin
imkanı gözükmemektedir.
Bunlar
sigaraya mubah diyen görüşün delillerine varid olabilecek itirazlardır.
Haram diyenlerin delillerine varid olacak itirazlar ise yerinde
gelecektir.
SİGARA İÇMEK HARAM MIDIR?
Sigaraya Haram Diyen Âlimler olduğu gibi mekruh diyenler hatta helal diyen Âlimler vardır.
a. Deliller
Şunu
hemen belirtelim ki, sigara hakkında yazan ve konuşanların çoğu
sigaranın haram olduğu görüşüne varmışlardır ve sigaranın "mutlak
haram" olduğunu söyleyenlerin tutundukları deliller, onun mutlak mubah
olduğunu iddia edenlerin delillerinden hem daha çok hem de daha
tutarlıdır. İleride bunların tartışmasına girecek olmakla beraber
bundan hemen şöyle bir sonuç çıkarmamız da mümkündür: Sigaranın hükmü
"mutlak haram"la "mutlak mübah"ın orta noktasından "mutlak haram"a daha
yakındır. Buna da "tahrimen mekruh" denebilir.
Mutlak haram olduğunu söyleyenler şu delilleri ileri sürüyorlar. (Sigaraya
haram diyenler arasında şunları sayabiliriz: Surunbilali, Mesîri,
ed-Dürrü'l-müntekâ sahibi; Salim es-Senhûrî, İbrahim el-Lekkânî,
Muhammed b. Abdülkerim, Halid b. Ahmed, İbn Hamdûn; Necmeddin el-Gazî,
Kalyûbî, İbn Allân; Ahmed el-Behûtî (el-Mevsû'âtü'l fıkhıye, Kuveyt
X/101 -102))
1.
Hadis-i şerife soğan ve sarımsak için: "şu iki bitkiden yiyenler
mescidimize yaklaşmasın, çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden
melekler de rahatsız olurlar" buyurulmuştur. (Bu ve benzeri hadisler için bk. Müslim, mesâcid 68-78.)
Sigaranın
kokusu soğan ve sarımsaktan daha az rahatsız edici değildir ve üstelik
sürekli ve kalıcıdır. İnsanlarla devamlı beraber olmak zorunda olan
melekler de vardır. Sigara içen insan kısa zamanda ağız kokusunu
gideremez. Ağzı kokarken de camiye gelmesi yasaklanmıştır. Bu da onun
sürekli camiye gelmemesini gerektirir. Böyle sonuçlara sebep olan
birşeyin haram olmaması düşünülemez.
2. Buna bağlı olarak her türlü canlıya ve öncelikle de insana eziyet vermek haramdır. Ayet-i Kerime'de : "Mü'min erkekler ve Mü'min kadınlara haketmedikleri bir şeyle eziyet edenler şüphesiz açık bir buhtan ve günah yüklenmişlerdir" (Ahzâb (33) 58) buyurulmuştur.
"Her eziyet veren ateştedir" denmiştir. Sigara içenler içmeyenler için
küçümsenmeyecek bir eziyettir. Özellikle de sigara içen bir es, içmeyen
hayat arkadaşı için bitmez tükenmez bir eziyettir.
3. Eza veren şey aynı zaman da pisliktir. Pis olan bir şeyin hakkı ise haram kılınmaktır. Ayette "habis (murdar) şeylerin haram kılındığı bildirilmiştir.” (A'râf (7) l57) Hz. Peygamber de soğan ve sarımsağa kokularının ağır olmasından ötürü "şu iki habis bitki" diye tabir etmiştir. (Bk. Müslim, Mesacid 76) Rahatsız edici koku sigarada da fazlasıyla vardır. Öyleyse o da "habis"tir. Habis olan şeyleri ise Allah haram kılmıştır.
4.
Sigaranın teneffüs edilen kısmı dumandır, yani ateştir. Oysa bunların
yenilmesi ve içilmesi haramdır. Ayette haksız yere yetim malı
yiyenlerin karınlarıyle ateş yiyecekleri söylenirken, (Nisa (4) 10.) ateşin bir ceza aracı olduğu anlatılıyor. Bu ise helâl bir nimet olamaz. Keza "Artık semanın açıkça bir duman getireceği günü gözle" (Duhân (44) l0.)
denirken dumanın (duhân) yine bir ceza ve tenkit aracı olduğu
anlatılır. Suçlulara ceza aracı olarak yaratılan şeyler insanlar için
nimet olamazlar. Hz. Peygamber'de sıcak yemekten hoşlanmazlar ve "Allah bize ateş yedirmemiştir" derlerdi. (Benzer hadis için bk. el-Hindî, Kenz. VN/109)
5.
Sigara hiçbir faydası bulunmayan safi bir israftır. Allah'ın insanların
kıyamını (yaşayabilmelerini) sağlaması için bahsettiği "mal'ın (Nisâ (4) 5.)
ziyanıdır. Bazen çoluk çocuğunun nafakasını kısmaktır. Oysa pekçok ayet
ve hadislerle hem israf hem de malı ziyan etmek yasaklanmıştır. (Bk. En'âm (6) l41; A'râf (7) 31; Hadis için bk. Buhari, zekât 18; Müslim, Akdiye 14.) yani haram kılınmıştır. Dolayısı ile bu durumda olan sigaranın da haram olması iktiza eder.
6. Sigara abesle iştigaldir. Allah ise insanları boş yere (abesle iştigal için) yaratmadığını bildirmiştir. (el-Mü'minûn (23) 115)
7.
Sigara "bid'at" tır. Çünkü bid'atın bir göstergesi de, yapıldığında ona
karşılık bir sünnetin kaybolmasıdır. Sigara için insanlarda önemli bir
sünnet olan ağız temizliği kaybolmaktadır. "Her bid'at ise dalalettir. Her delalet de cehennemdedir". (Müslim, Cum'a 43; Ebu Davud, Sünnet 5.) Cehenneme müncer olan bir şeyin haram olması gerekir.
8.
Sigara İslam âlemine Hıristiyan ve Yahudilerden geçmiştir ve onların
bir uygulamasıdır. Oysa müslümanlar başkalarına benzemekten
menedilmişlerdir. Binaenaleyh, sigara bu açıdan da menedilmiş yani
haram kılınmış olur.
9.
Hepsinden önemlisi, sigara insan için zararlı bir şeydir. "Bütün
zararlılar ise haramdır" Gerçekten de bu gün artık sigaranın kimseye
yarar sağlamadığı, aksine pek çok zararlarının olduğu tıp uzmanlarınca
ortaya konmuştur. (Sigaranın
zararları konusunda ISAV'da tertib edilen (26.10.1991) sempozyuma
sunulan tebliğlere ek olarak ayrıca bk. en-Nesîmî, age. I/343 vd.) Zararlılarda
aslolan hükmün "haram" olacağında ise İslâm âlimleri arasında adeta
ittifak vardır. Çünkü "zarar ve zarara mukabil zarar yoktur. (Mecelle md. 19) Allah "Kendi kendinizi öldürmeyin" (Nisâ (4) 29) "Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın" (Bakara (2) 195) buyurmuştur.
10.
Sigara bütün bütün sarhoş etmese dahi bir nevi gevşeme ve uyuşturma
tesiri yapmaktadır. Bütün sarhoş ediciler haram olduğu gibi, uyuşturucu
ve fütur verici şeyler de haramdır. Ne var ki, sigara içene, sarhoş
edicilere verilen ceza verilemez.
11.
Hadis-i şerifte "Helâlın da haramın da belli olduğu, aralarında şüpheli
şeyler bulunduğu, onlardan sakınanın dinini ve ırzını koruduğu, onlara
düşenin ise harama düşecegi..." bildirilmiştir. (Buharî, İman 39; Müslim, müsâkât 107.) Sigara ise en azından böyle bir durumdadır ve netice itibariyle harama götürür.
12.
Sigara konusunda İslâm Halifesinin yasaklaması mevcuttur. şeriata
muhalif olmayan konularda veliyyu'l-emrin isdar edeceği buyruklara
şer'an uyma zorunluluğu vardır, aksine hareket ise naslarla haram
kılınmıştır. Binaenaleyh, sigaranın da haram olması gerekir.
13.
Sigara insanı, Allah'ı zikretmekten ve O'na karşı kulluk görevlerini
ifa etmekten alıkoyar. Sigara tiryakisi oruca çok zor tahammül eder. Bu
yüzden pek çok kişi oruç tutmaz. Itikata hiç cesaret edemez. Allah'ın
zikrinden alıkoyan birşey ise batıldır, haramdır.
b. İtirazlar
Mutlak
haramdır diyenlerin delillerine de -her ne kadar diğerlerinden çok
güçlü olsalar dahi- pek çok yönden itiraz edilebilir. Mesela :
Sigaranın soğan-sarımsağa kıyas yoluyla haram görülmesi biraz önce açıkladığımız sebeplerden ötürü mümkün değildir.
Sigaranın
her halükarda başkasına eziyet olacağı söylenemez. Bu illetten hareket
edilirse başkaları ile hiç irtibatı olmayanlar, mescidlere belli bir
özürden ötürü girmeyenler ve özellikle de kadınlar için bir hükmün
geçerli olmayacağı sonucu ortaya çıkar ki, böyle muttarit olmayan bir
hükme itibar edilmez. Sigaranın maddesinin pis olduğunu kimse
söylememiştir. Yani üzerinde sigara taşıyan birisi, necaset taşıyor
değildir dolayısı ile bu durum onun temizlik isteyen ibadetlerine,
meselâ namazına engel teşkil etmez. Gerçi işaret edilen ayette Allah'ın
(c:c) "habis" haramdır, ama soğan ve sarımsağın "habis" olan yönleri
maddeleri değil, kokularıdır. Nitekim onlar için Hz. Peygamber'den
"habis" nitelenmesini duyan sahabe "Haram kılındı! Haram kılındı" diye
ilan edince Hz. Peygamber: "Ey cemaat ! Allah'ın bana helâl kıldığı bir
şeyi haram etmek benim elimde değildir. Şu var ki, ben bu bitkinin
kokusundan hoşlanmıyorum" (Bk. Müslim, mesâcid 76 (Davudoğlu N1/445))
buyurmuştu. Sigaranın onlara benzediği yönü kokusudur. Binaenaleyh.
"habis" olan yönü de kokusu olmuş olur. Bu da aslını isti'mal etmenin
haramlığını gerektirmez. Duman ve ateşle ilgili ayet ve hadisler ise
fıkıh usulü ilmi ile bilinen hiçbir delalet yolu ile sigaranın
haramlığına delalet etmezler. Öyle olsaydı bu konuda âlimler arasında
zaten ihtilaf olmazdı. Sigaranın mutlak bir israf olduğu da
tartışılabilir. Zira hayatı ihtiyaç bulunmamakla beraber helal
gıdalardan pekçok çeşidi ile telezzüz haram görülmemiştir. Meselâ
normal gıdasını alan bir insanın yanında sürekli ananas gibi birşey
bulundurup ondan zaman zaman alması haramdır denemez. Sigara
çoluk-çocuğun nafakasını keserek içilirse bu durumda da haram olan
sigara değil, onların nafakalarını kısmak olur. Bunu kahvede çay içerek
de yapsa yine böyledir. Sigara da -eğer bir başka delille haramlığı ya
da mahzuru ispatlanmazsa- bu helâl telezzüz araçlarından biri
sayılabilir. Kaldı ki tiryakiler için sigara ekmekten ve sudan daha
öncelikli bir ihtiyaç halini alabilir. Yine bu durumda abesle iştigal
olmaktan da çıkar.
Sigaranın
bid'at olduğunu söylemek ise hiç mümkün değildir. Çünkü terim olarak
"Bid'at"; sünnet karşıtı olarak, din koyucunun açıkça ya da dolayısı
ile sözlü ya da fiili izni olmaksızın sahabeden sonra dinde görülerek
ortaya çıkan eksiltme ya da fazlalaştırmalardır. (SBA Risale I/50 "Bid'at" md)
Sigaranın hiç kimse tarafından dinden bir hareket olarak uygulanmadığı
açıktır. Gayrı müslimlere benzeme konusunda yasak olan, onlara has
şeylerde onlara benzemeye çalışmaktır. Mübah olan şeyleri tenavülde
benzeme sözkonusu değildir. Sigaranın insanlar için zararlı olması
iddiasi eğer ispatlanırsa ki bugün ispatlandığı söyleniyor bunu ciddiye
almamak mümkün değildir. Ancak zararlar arasında da bir meratib
(hiyerarşi) vardır ve haram olan zararlıların yanında mekruh olan
zararlılar da bulunmaktadır. Helalın ve haramın belli olduğunu,
aralarında ise şüpheli şeyler bulunduğunu söyleyen hadis zaten
haramların belli olduğunu söylemekle sigarayı haramlar cümlesinden
bizzat çıkarmıştır. Çünkü naslarla belirlenen haramlar arasında sigara
bulunmamaktadır. İslam Halifesinin yasaklamış olduğu birşey, eğer
naslarla sabit bir husus değilse tabii olarak "raiyyenin maslahatına
menuftur" ve bu yüzden de sırf kendi zamanını ilgilendirir. Bir başkası
bir başka hüküm israr edebilir. Bu defa da ona uymak zorunlu olur.
Sigara Allah'a zikri ve kulluğu bazı konularda zorlaştırsa dahi
insanların mükellef oldukları ibadetler öncelikle farzlar ve
vaciplerdir. Pekçok sigara içen kimseler ibadetlerinde tamıtamına
yapmaktadırlar. Binaenaleyh, bu da bir haram sebebi olamaz.
MEKRUH OLDUĞUNU SÖYLEYENLERİN DELİLLERİ
Haram ve mübah diyenlerin yanında. sigaranın mekruh olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Onlar da şu delillere tutunurlar :
1. Sigaranın kokusu kerihdir. binaenaleyh, pırasa, soğan ve sarımsağa kıyasla mekruh olması gerekir.
2.
Kesin haram olduğunu bildiren deliller bulunmamaktadır. Binaenaleyh,
sigaranın hükmü şüpheli bir konudur, şüpheli olan şeyleri yapmak ise en
azından mekruha götürür. Öyleyse sigaranın da mekruh olması gerekir.
GÖRÜŞLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ
a. Genel Değerlendirme
Vakıaların
hükmünü belirlemede ehli sünnet çizgisindeki mezheplerin ittifakla
kabul ettikleri deliller kitap, sünnet, icma ve kıyastır. "Masalih-i
mürsele" ve "İstihsan" ise tartışmalı olmakla beraber yine bu
mezheplerin öyle ya da böyle başvurdukları delillerdendir. Akıl ise
olayların hükmünü belirlemede tek başına bir delil değildir. Ehl-i
Sünnet çizgisinin görüşü budur. Aklın şer'i bir delil olması sadece
Mutezile ve şia görüşüdür. Buna göre :
Hicri
11. Asrın başlarında ortaya çıkan sigara hakkında kitap; sünnet ve icma
delilinin bulunmaması tabiidir. Diğer bir ifade ile filan ayetin veya
hadisin herhangi bir dalalet yoluyla delâletine, ya da müctehidlerin
icmaına binaen sigara haram veya mübahtır, denemez.
Kıyasa
gelince, şüphesiz bu, üç asıl delilden sonra ahkâm belirlemede en
önemli delildir ve şartlarına uygun kıyasın işletilmesi de bir
ictihattır, dolayısı ile kıyas yapmak ehlinin, yani müctehidlerin
işidir. Hükmü nasların delâletlerinin delaleti ile anlaşılacak kadar
açık olan konular ise bundan müstesnadır. Bu durumda sigaranın kıyas
edilebileceği - edildiği - en yakın asıl pırasa, soğan ve sarımsaktır.
Yukarıda da kaydettiğimiz gibi, Hz. Peygamber (s.a.s) bu bitkilerden
yiyenlerin, ağız kokularıyla meleklere ve insanlara eziyet edecekleri
için mescide gelmemelerini emretmiş, hatta bu durumda gelenler olmuşsa
onları mescitten çıkartarak Bakî Mezarlığı istikametine göndermiştir.
Çoğu insanlarca sigaranın ihdas edeceği ağız kokusu da bundan daha az
rahatsız edici değildir. Öyleyse sigara da aynı hükmü almalıdır. Ama bu
hüküm nedir ? Soğan-sarımsak konusunda (asıl) baktığımızda onların
yenmelerinin yasak edilmediğini, hatta bir hadisle teşvik edildiğini,
dolayısı ile mekruh dahi görülmediğini müşahede ederiz. Yasak edilenin
onları yiyenin henüz ağız kokusu çıkmamışken camiye gelmeleridir ve bu
hükmün (haram ya da mekruh) illeti de eza vermek"tir. İmdi sigarayı
buna uygularsak; önce sözkonusu illetin onda da aynı ölçüde bulunup
bulunmadığı tartışma konusu olabilir. Çünkü sigara içen herkesin nefesi
rahatsız edici ölçüde kokmamaktadır, bu açıdan kıyasın "aslı" ile
"fer'i" arasında küçük de olsa bir fark vardır. İkinci olarak "illetin
bulunmayacağı yerde hülanün de bulunmayacağı" esasına göre, ister
soğan-sarımsak’ta, ister sigarada herhangi bir yolla ağız kokusunun
izalesi mümkün olursa bu, hükmün de kalkmasını gerektirir. Kaldı ki,
"asıl" daki hüküm, soğan-sarımsak yemenin haramlığı ya da mekruhluğu
değildir. Binaenaleyh, sigaranın onlara kıyaslanmasının uygun olması
halinde bile bu, tek başına sigaranın içiminin haram ya da mekruh
olmasını gerektirmez. Ne var ki, sigara içenin ağız kokusu, diğerleri
kadar çabuk çıkmayacağı dolayısı ile mescidlere sürekli gidemeyeceği ve
seairden olan bir sünnetin -cemaate gitmek gibi- sürekli terki de
mekruh ya da haram olacağı için, (Bk. Zeydan, el-Vecîz 36.)
bu sebeple sigara içmek de aynı hükmü alır. Ancak bu esasa göre de yine
kokusunun izale yöntemi bulunursa hüküm de ortadan kalkar.
Sonuç olarak sigaraya hüküm vermede en güçlü delil görülebilecek kıyas da nihâi hükmü belirlemede yeterli olmamaktadır.
Geriye
ihtilâflı deliller kalır ki, bunlar da Hanefilerin "istihsan"ı ile
Malikilerin "istislahı" (masalih-i mürsele)'dir. Sigara için istihsanın
işletilebilecek yönleri zaruret, umumi helva ya da kıyas-i hafidir.
Sigara içmekte bir zaruret olmadığı herkesin kabulüdür. Umumi helvanın
olup olmadığı tartışılabilir. Çünkü sigaranın bir "fısk" sayılması
halinde günümüzde o ölçüdeki fısklardan sakınan dini bütün insanlar çok
yüksek oranda sigara da içmemektedirler. Bu kesimde içenler
azınlıktadır. Bunun dışındaki müslümanlar ise fısk olduğu sabit olan
benzeri konularda dahi tesahül göstermektedirler. Binaenaleyh; onların
sigara içmeleri de umumi helvadan değil, tesahül ve laubalilikten
kaynaklanıyor denebilir. Böylece zaruret ve umumi helva tarzındaki bir
istihsanla da sigaranın hükmüne ulaşmak mümkün görülmemektedir.
Kıyas-ı
Hafi tarzındaki bir istihsan istislahla aynı şey olur ki. bu da
sigaranın zararının kesinkes sabit olmasına bina edilebilir ve açık
naslarla haram kılınan nesnelerdeki ortak özellik, insan için hayati
zarar taşımalarıdır. Aynı şey sigarada da mevcuttur, ya da böyle bir
"asıl" bulunamazsa dahi sigaradaki mefsedet yönü daha ağırlıklıdır.
Binaenaleyh mahzurludur ve ‚memnu' olması gerekir denebilir. Ancak
yukarıda da değindiğimiz gibi bu delillerde de ittifak yoktur ve bu
yolla sigara kesin haramdır. hükmünü vermek zordur.
b. Sonuç
Buraya kadar serdettiğimiz delillere ve tartışmalarına bakarak diyebiliriz ki
1.
Sigaranın mahzurlu olduğuna işaret eden deliller, mübah sayılması
gerektiği istinbat edilen delillerden hem çok daha fazla, hem de
delalet yönleri daha açıktır. Mübahlığı istinbat edilen deliller çok
umumi delillerdir ve pek çok yönden tahsis edilmişlerdir. Binaenaleyh,
sigaranın mahzuruna işaret eden delillerle ayrıca tahsis edilebilirler.
Buna göre sigaranın mutlak mübah olduğunu söyleme imkanı kalmaz. Zaten
mübah olduğunu söyleyenlerde, ondaki zararın mevhum olduğunu, muhakkak
olmadığını, muhakkak olması yani zararının ispat edilmesi halinde haram
olacağını, çünkü "zararlılarda asıl olanının" haram olmak olduğunu
söylerler. Mesela İbn Abidin bunlardan birisidir.
Her
hangi birşeyi "mübah kılan bir delille haram kılan bir delil çatışırsa
haram kılan diğerine tercih edilir" ve "haram ile helal çatışırsa haram
galip gelir" gibi fıkıh kaideleri de sigaranın yerinin mübah yönünde
olmadığına işaret eder. Böylece sigaranın şer'an mahzurlu olduğu ortaya
çıkmış olur. Ancak bu mahzurun hiyerarşideki yeri neresidir. İşte bunu
tayin etmek zor gözükmektedir.
2.
Bazılarına göre zarar "kerahati", bazılarına göre de haramlığı
gerektirir. Ama herhalde bunu da tafsil etmek ve kerahat ve haramlığını
zararına göre tesbit etmek gerekir. Konuyla ilgili olarak Mustafa
Zerkâ'nin ölçüsü şudur: "Zararı kesine yakın (zanni galip) olan haram,
zararı şüpheli ve hafif olan ise mekruhtur" (Mahmud Nazım, adı geçen eser I/369)
Ancak sigara hakkında, makbul delâlet yollarından biriyle onun haram
olduğunu gösteren bir nassın bulunmadığını da hesaba katarsak onun için
haramdır dememiz de tehlikeli olabilir.
3.
Netice itibariyle en az yanılma ihtimali olan hüküm olarak sigaraya
"mekruh" denmesi gereği ortaya çıkıyor. Ama bu durumda da tenzihen bir
mekruh olabileceği gibi tahrimen bir mekruh da olabilir. Doğrusu;
insanın sağlığına pek çok yönden zararı, tiksindirici kokusu,
(habisliği) israf oluşu vb. yönleri hesaba katıldığında iki mekruh
arasındaki yerinin "tahrimen mekruh" olana daha yakın olduğunu söylemek
bize daha isabetli gelmektedir. Konu hakkında yazılan risalelerin en
derli-toplu olanın yazarı İmam Lüknevi'de sigaranın mekruh olduğu
sonucuna vardıktan sonra bu kerahatin tahrimen mi yoksa tenzihen mi
olduğu konusunda mütereddid olduğunu anlatır. (Lüknevi, adı geçen eser 22)
4. Bunlara bağlı olarak sigara ile ilgili başka hükümler de sözkonusu olur. şöyle ki :
a.
Sigaranın mübah olduğunu söyleyenlere göre tütün ziraati ve sigara alım
satımı yapmak da mübah ve helal olmuş olur. Tabiatiyle sigaranın mekruh
ya da haram olduğu söylendiğinde de, ziraati ile ticareti de aynı hükmü
olacaktır. Ne var ki tütünün bitkisinden yaş ya da kuru olarak tıp,
kozmetik ve hayvan yemi gibi başka maksatlarla da yararlanılıyorsa o
takdirde onun ziraatinin mahzurlu olmadığı anlaşılır. Fakat her
halükarda tütün ziraati ve sigara alım satımı yapmaktaki mahzur
içilmesinden daha azdır. Çünkü sigaranın maddesi bizzat (li-aynıhi) pis
değildir.
b.
Oruçlu olarak sigara içmek ittifakla orucu bozar ve keffareti
gerektirir. Çünkü cefine duman kaçmakla, dumanı bizzat yudumlamak ayrı
ayrı şeylerdir.
c.
Sigaranın mübah olduğunu söyleyenler, kadının sigara içmesi halinde,
kocanın vereceği nafakaya onun sigara harcamalarını de eklemesi
gerektiğini kabul etmek zorundadırlar. Mekruh ve haram olduğunu
söyleyenlere göre ise böyle bir zorunluluk yoktur.
d.
Sigaranın hükmü ne olursa olsun kocanın bundan rahatsız olması
durumunda karısını sigara içmekten men etme hakkı vardır. Bu bir
insanlık hakkı olduğundan ötürü kadının da aynı hakkı bulunmalıdır.
e.
Sigara içmenin haram ya da mekruh olduğu kabul edilmesi halinde bu
küçük ya da büyük bir günah olacak ve ısrarı ile daha da büyüyecektir.
SİGARA VEYA TÜTÜN DENİLEN ŞEY İÇİLMEKTEDİR. HELALDİR DİYEN OLDUĞU GİBİ HARAMDIR DİYEN DE VARDIR. BU HUSUSTA SİZ NE DERSİNİZ?
Sigara
veya tütün denilen şey asr-ı saadette ve müctehid'ler asrında olmadığı
için hakkında ne ayet, ne hadis ve ne de müctehidlerin sözü vardır.
Çünkü tütün 1070 milad yılında ilk önce bir Fransız tarafından
yetiştirilip ortaya çıkmıştır. Böyle olmakla beraber mutlaka cihanşümul
olan İslam dininde hükmü vardır. Onu Kur'an ve sünnetin ışığı altında
beyan etmek için çaba göstermek lazımdır. Asr-ı saadette afyon denilen
uyuşturucu madde de yoktu ve tanımıyordu. Hakkında ne ayet ve ne de
hadis vardır. Ama aklı izale edip sarhoş eden şarabı yasaklayan İslam
dini mutlaka aklı izale etmekle beraber vücudu da uyuşturan afyonu da
yasaklayacaktır. Bunun için ulema, afyonu yasaklayarak haram olduğunu
beyan etmişlerdir. Sigara da çıktığı ve halk arasında yayıldığı zaman
fukaha onun hükmünü ortaya çıkarmak için araştırmaya başladılar. Bu
hususta birlik sağlanmadı ise de çoğu: Hakkında nass varid olmadığı
için mübahtır demişlerdir. Hatta Şafii ulemasının bir kısmı: Zevce
sigara tiryakisi ise nafakası kocasına vacib olduğu gibi sigara parası
da ona vaciptir, dediler. (Büceyremi ala Fethi'l-Vehhab).
Meşhur ve Müceddid olarak bilenen Mevlana Halım zu'l-Cenahey de sigara
içiyordu. Haram olsaydı böyle salih bir kimse içmesine devam etmezdi.
Ancak bir kimse için kesin olarak zararlı ise veya onu içen kimse fakir
olup çocuklarını ve aile efradını fakr ve zaruret içerisinde bırakırsa,
onların nafakalarını tütün ve sigaraya verirse haram olmasında şüphe
yoktur.
SİGARA
Tütünün
ince kağıda sarılı çubuk şekli. Fransızca ve İngilizce "cigarette"
sözcüğü, Türkçeye "sigara" telaffuzu ile geçmiştir. Arapça "duhân"
sigara, "tedhîn" ise sigara içmek anlamında kullanılır.
Sigaranın
yapıldığı tütün bitkisi; yaprakları yakılarak içilen kokulu, keyif
verici ve bağımlılık yapan bir bitkidir. Sigara veya tütün Hz.
Peygamber veya müctehid imamlar döneminde bulunmadığı için, hakkında ne
âyet, ne hadis ve ne de müctehidlerin sözü yoktur. Çünkü tütün ilk
olarak Amerika'daki Antil takım adalarından birinde bulunmuştur. 1496
M. yılında Kristof Kolomb (1451-1506) Antil adalarını gezisi sırasında
yerlilerin bu bitkiyi yakarak içtiklerini gördü. Gemicilerden biri;
Tobago adalarından bir örnek alıp Avrupa'da Petros Marden adında bir
tüccara gönderdi. İspanyol gemicileri 1511 M. yıllarında, bu keyif
verici maddeyi İspanya ve Portekiz limanlarında iyice tanıttılar.
Fransızların Lizbon elçisi olan Jean Nicot, tütünden elde edilen ve
kendi adıyla anılan nikotin zehirini ilaç olarak kullanmak üzere,
tütünü Fransa'ya soktu. 1560 M.'den sonra artık tütün Almanya, İtalya,
İngiltere ve sırasıyla diğer dünya ülkelerine yayıldı.
Yapılan
incelemeler tütünün insan sağlığı için zararlı olduğunu ortaya
koymuştur. Sigara içerken içeri çekilen duman, akciğerin çeperindeki
hücreleri zedeleyerek kalınlaştırır. Hücrelerin esnekliği
kaybolduğundan, kuvvetli bir öksürük, aksırık sonucunda bu cidarlar
harap olabilir. Öte yandan içeri çekilen sigara dumanı damar
cidarlarının kalınlaşmasına yol açar ve damar sertliği gelişimini
hızlandırır. Sigaranın en önemli bir özelliği de alışkanlık yapması ve
içenlerin bunu bırakamamasıdır.
Sigaranın
akciğer kanserine yakalanma ihtimalini 20 arttırdığı, kalp enfarktüsü
riskini iki katına çıkardığı, kronik bronşit ve amfizem'e yol açtığı,
tıp tarafından belirlenmiştir. Tütündeki nikotin son derece zehirli bir
maddedir. Az alınınca insanda uyarıcı, canlandırıcı etkiler yapar,
çeşitli bezlerin salgılarını arttırır, kan basıncını yükseltir. Sigara
dumanından zehirlenme olmayışının sebebi, sigaranın yanması sırasında
tütünde bulunan nikotinin 1/3 - 1/7'sinin ısı etkisiyle buharlaşarak
dumanla gitmesi, geri kalanın da ancak küçük bir bölümünün ciğerlere ve
kana ulaşmasıdır.
Tıpta, haşerata karşı nikotinden yapılmış toz veya sıvı ilaçlar vardır.
İnsan
sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bilinen sigarayı kullanmanın hükmü
ile ilgili olarak İslam'ın bir çözüm getirmesi gerekir. Asr-ı saadette
afyon da bilinmiyordu. Sonraki İslâm fakihleri afyonun uyuşturucu
niteliğine bakarak onu şaraba kıyas ettiler ve caiz olmadığım
söylediler (bk. "Afyon" maddesi).
Sigara hem içene ve hem de yakınında bulunanlara zarar vermektedir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Kendinizi elinizle tehlikeye atmayınız" (el-Bakara, 2/195); "Kendinizi öldürmeyiniz..." (en-Nisâ, 4/29). Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Ne doğrudan ve ne de karşılık olarak zarar yoktur" (İbn Mâce, Ahkâm,17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 327; Mâlik, Muvatta, Akdiye, 31).
Bedene bir yararı olmadığı gibi, zararı da açık olan sigara aynı zamanda kişi ve aile bütçesi için bir israftır. Bir âyette "Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz" (el-A'râf, 7/31) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de malın boşa harcanmasını yasaklamıştır (bk. Buhârî, Zekât, 18; Husûmât, 3; I'tisâm, 3; Müslim, Akdiye, 14).
Önceki
asırlarda yaşayan bazı fakihler, hakkında âyet ve hadis bulunmaması
nedeniyle "eşyada asıl olan mübahlıktır" kaidesince sigarayı mübah
saydılar. Hatta bazı Şâfiî bilginleri; "Evli kadın sigara tiryakısı
ise, sigara masrafı da nafaka kapsamına girer" demişlerdir.
Ancak
bu gün sigaranın insan bedenine ve çevreye verdiği zarar dikkate
alındığında bunun kerâheti açıkça görülür. Sigara içmesinin sağlığına
zararlı olacağı doktor tarafından bildirilen kimselerle, yoksul olup,
aile fertlerinin nafakasından keserek sigara içenler hakkında ise
haramlık kesinleşir.
Son Asırdan Şahsi Görüşler:
EBUL-FARUK SÜLEYMAN HİLMİ SİLİSTREVİ (K.S.) HAZRETLERİNİN BU MEVZUDAKİ BEYANLARI
Malum
olsun ki; şeriatte izaai mal, kesreti sual haramdır. Bu makamda
izaai'den murad, emvalin dünya ve ahirete faidesi olmayarak sarf ve
istihlakıdır. Bu kabil sarfiyat ve istihlakatı umumiye muharremdir.
Sigara
istimalinde hürmeti mezküre tamami ile sabit ve mütehakkaktır. Çünkü
sigara istimalinde menfaati dünyeviyye yoktur. Bilakis mazarrat
hakimdir. Öyle mazarrat ki ondan bedene cismaniyyete hasıl olan ilel ve
emrazının ref' ve izalesi bir zaman sonra daha elde edilmemesini
muciptir.
Manevi
mazarratı ise bağdat etmekle bitmez. Manii terakkidir. Rayihasından
ervahı tayyibe muazzeb olurç Vesaiti rahmet olan ervahı mezkurenin
temasını yani alakai ruhaniyyelerini men eder. Bu büyük bir musibettir.
Şu halde sigara içmek manen ve madden muzırdir, haramdır.
Haram Allah (C.C.)'ın nehyettiği emirdir. Ona musır olanlar, emrine
isyan ve muhalefet edenlerdir. İş bu neticeye müncer olur. Yevmiye
25-30 sigara içenler günde bu sebeble Allahu Tealaya 25-30 defa
muhalefet ediyor haram irtigab eyliyor demektir.
EBU'L HASAN EL-MISRİ, EL-HANEFİ :
Sahih
nakli hükümler, açık nakli deliller tütünün haramlığını ilan
etmektedir. Tütünün ortaya çıkışı 1000 yıllarındadır. İlk çıktığı yer
ise yahudi, mecusi ve hrıstiyan cemaatlerin yaşadığı yerlerdir. Tütünü
ilk defa kendisinin hekim olduğunu iddia eden bir yahudi batıya
getirmiş, insanlara tütünü kullanmalarını söylemiştir. Anadoluya tütünü
getiren "Etkelin" adında bir hrıstiyandır. Sudan şehirlerinde ise
tütünü ilk defa ortaya çıkaran bir macusidir.
EŞ-ŞEYH ABDULLAH BİN MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB :
Hanbeli hukukçularındandır. Nargile üzerine kendisine tevcih edilen bir suale şöyle cevap vermiştir:
"Rasülullah'ın hadislerinden, ilim ehlinin eserlerinden öğrendimize
göre, bu zamanda çok kullanılan tütünün haram olduğu açıktır. Bize göre
anlatılanlarla ve müşahede ile, tütünün vücut üzerinde diğer
uyuşturuculara benzer etkişleri vardır. Özellikle çok içildiğinde
meydana gelen baş dönmesi ve baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi
durumlar sarhoşluğa yakın şeylerdir. Serhoşluk veren şeylerin haramlığı
ise kesindir."
NECMUL'L-GUZZİ EŞ-ŞAFİ'İ:
Tütün
sonradan ortaya çıktı. Onun ortaya çıkışı, Hicri 1015 senesidir. Tütün
içen onun sarhoşluk vermediğini iddia etse bile o uyuşturucudur.
"Rasülullah
(S.A.V.) her serhoşluk vereni ve uyuşturucu olanı kullanmayı
yasakladı." Hadisi Şerifine göre tütün haramdır. Tütünü bir defa
kullanmak büyük günah olmasa bile devamlı kullanmak büyük günahlardan
sayılır.
Bazı alimler, küçük günahlar aşağıda sayacağımız beş şeyden biri ile büyük günah haline gelir, demektedirler.
1 - Küçük günahlar üzerinde ısrar edilirse onu büyük günah haline getirir.
2 - Küçük günahlara lakayd kalmak, ehemmiyet vermemek, hafife almak.
3 - Küçük günahı, büyük günaha kıyas ederek ferahlanmak sevinmek.
4 - İşlemiş olduğu küçük günahla insanlar arasında iftihar etmek.
5 - Küçük günahın bir alimden, kendisine uyulan bir rehber kimse tarafından işlenmesi de büyük günah olması gerektiren bir durumdur.
OSMAN PAZARİ
Pazari,
sigara hakında "habis" tabirini kullanarak şu izahati yapmaktadır: Amma
zamanımızda talebelerin çoğu tütün habisini içiyorlar. O tütün ki " (O
peygamber) onlara pis şeyleri haram kılar." ayet-i celilesine dahildir.
ABDÜLAZİZ AD-DERBAĞ
Abdulaziz
Debbağ tütünün zararlarını anlatarak haram olduğuna hükmeder. Allah
(C.C.) zikirden insanları alıkoyduğunu, meşgul ettiğini ve kötü
kokusuyla meleklere eziyet verdiğini ifade eder.
Kendisine
soğan ve sarmısağın kerih görülen kokusundan sorulunca, cevaben: her
şeyin insanoğlu için yaratıldığını söyleyerek, faydalı şeylerden
istifade edilmesi gerektiğini, zararlı maddelerden de kaçınılması
gerektiğini ifade etmiştir. Soğan ve sarmısağın bir çok faydaları
olduğu fakat sigaranın vücuda çok zararlı olduğu, dolaysıyla ikisinin
aynı kefeye konulmayacağın ifade etmiştir. Çok kimsenin ise
"bırakmıyorum" demesi gibi basit mazeretlerle ölüme kucak açtığını
teessüfle anlatmaktadır.
Daha
sonra velilerin başından geçen şöyle bir hadise nakleder. Velilerden
bir grup, çeşitli pisliklerden dolayı kötü kokan bir şehre girerler.
Çok az bir zaman sonra ise adeta kaçar gibi o beldeyi terkederler. Zira
kötü koku yüzünden melekler onlardan ayrılmış, o şehre girmemişlerdi.
Bunu basiretleriyle sezen veliler ise kurtuluşu o meleksiz beldeden
ayrılmakta görmüşlerdir.
Meleklerin
bir mü'minden ayrılmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğunu ancak
akl-ı selim ve basiret sahipleri anlar diyen debbağ, böyle bir kimseyi
silahsız silahsız olduğu bir anda ansızın düşmanıyla karşılaşan bir
acize benzetir. Melaike-i Kiramın bir mü'minden ayrılmasının
tehlikesini anlatırken haşyet verici ürpertici şu hakikatı da şöyle
dile getirir.
Bir
toplulukta herhangi bir günah işlenince melekler oradan uzaklaşır,
ayrılır. Melekler gidince gidincede şeytan ordusuyla birlikte oraya
gelir, konaklar. Günah işleyenlerin imanları o anda, rüzgarlı bir
havada yanan her an sönmeye mahkum bir kandil gibidir. Binaenaleyh, her
an iman nurunu söndürme ihtimali bulunan hak katında Mü'mini mes'ul
duruma düşüren bütün kötülüklerden uzak durmamız gerekir. Çünkü her
günah küfrün adeta bir postacısıdır. Her günahta insanı küfre götürecek
bir yol, bir menfez vardır.
Hulasa;
bir mes'ele hakkında helal ve haramlık hükümleri toplanacak olursa
haramlık hükmünün galip olacağına dair kaide-i külliye dikkate alındığı
zaman sigara içmekle alakalı değişik hükümler arasında haramlılığı
tercih etmek ihtiyata muvafık bir davranış olacaktır. Muhtelif
görüşlerin ortaya durum vardır; şüphe Hadisi Şerifte "Kim şüpheye
düşecek olursa harama da düşer." buyrulmuştur. bunun gibi haramlık ve
mübahlık hükmü bir mes'elede içtima ederse haramlık yönü tercih
edilmelidir.
Sigara
maddi ve manevi zararlarını açıkladıktan sonra risalemize zahiri ve
batıni günahlardan bizi nehyeden ayeti Kerime ile nihayet veriyoruz.
Cenabı Hakk buyuruyor ki: "Günahın zahiri de batınını da terk ediniz.
Günah işleyen, işledikleri günahın karşılığını görecektir."